diğer şiirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
diğer şiirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 Mart 2012 Perşembe
KADIN
Kimi der ki kadın
uzun kış gecelerinde
yatmak içindir.
Kimi der ki kadın yeşil bir
harman yerinde dokuz zilli
köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir.
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran.
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal.
O benim kollarım, bacaklarım.
Yavrum, annem, karım, kız kardeşim, hayat arkadaşımdır.
Nazım HİKMET
Resim; Nuri İYEM
https://www.facebook.com/?ref=home#!/Is.it.this
22 Temmuz 2011 Cuma
Fikrinin ince sövgülerine bayıldım arkadaş
Şairin de dediği gibi;
O zaman "Sürelim sabrımızı, sürelim onun en dolambaçlı yollarından"...
ZAMAN
Çocuklarıyla oyun oynayan bir babadır.
Oyuncaklarını saklayan ve bulduran.
Tozun havaya kalkması, havanın onu reddetmesidir.
Bıraktığın ipin ucunu tekrar tutabilmenin
İmkansız hale gelmesidir.
Güneşe aşık bir çiçeğin aşkından kavrulup solmasıdır zaman.
Rotası belirsiz bir gemidir
Pusulasını yıldızlara asan.
http://ervenin.blogspot.com/
picture by juxtaposejane on polyvore
O zaman "Sürelim sabrımızı, sürelim onun en dolambaçlı yollarından"...
ZAMAN
Yaşamı tekilliğe hapseden çoğul bir sonsuzluktur zaman
Çocuklarıyla oyun oynayan bir babadır.
Oyuncaklarını saklayan ve bulduran.
Tozun havaya kalkması, havanın onu reddetmesidir.
Bıraktığın ipin ucunu tekrar tutabilmenin
İmkansız hale gelmesidir.
Güneşe aşık bir çiçeğin aşkından kavrulup solmasıdır zaman.
Rotası belirsiz bir gemidir
Pusulasını yıldızlara asan.
İğdiş edilmiş bir deniz atının,
geceleyin şafaktan korkup hüngür hüngür ağlamasıdır zaman.
Doğurduğu hayatlar için utanır mı varlığından yoksa öldürdükleri için yas mı tutar yalancıktan
İyisi mi öylece geçip gidelim.
Sürelim sabrımızı, sürelim onun en dolambaçlı yollarından
http://ervenin.blogspot.com/
picture by juxtaposejane on polyvore
15 Mayıs 2011 Pazar
Uyanın, Çünkü Kötü Düşler Görmektesiniz!
Uyanın, çünkü kötü düşler görmektesiniz!
Uyumayın, çünkü korkunç yaklaşıyor.
Bulur seni de, kan dökülen yerlerden çok uzakta olsan bile, rahatsız edilmek istemediğin ikindi uykularında
gelir bulur seni de.
Bugün değilse yarın,hiç kuşkun olmasın.
“Ey tatlı uyku kırmızı çiçekli yastıkta,Anita’nın üç haftada işlediği, yılbaşı hediyesi yastıkta
ey tatlı uyku, kızartma yağlı da taze ise sebze.
Uykuların eşiğinde hatırlanır dün geceki filmde“Haftanın Olayları”: Hamursuz’da kesilen kuzular, uyanan doğa
Baden-Baden’de açılan kumarevi,kayık yarışlarında Cambridge, Oxford’u üç boy farkla yendi..yeter zihni oyalamaya bunlar.
Ey bu yumuşak yastık, ekstra kuş tüyleri!
Unutulur üstünde dünya dertleri, örneğin şu haber:Çocuk düşürten sanığın sözleri, kendini savunurken:Yedi çocuklu bu kadın bana geldi, kucağında emzikteki
Ne bez, ne kundak, gazeteye sarmıştı.
Ne yapalım, mahkemelik işler bunlar, değil bizim işimiz.
Hem elden ne gelir, birinin hayatı çetinse ötekinden.Ve torunlarımız savaşsın yarınlarla.”
“Ah, hemen de uyudun mu? Aman, uyan, dost!
Bak, dikenli tellerle çevrilmiş çevren, yüksek gerilim
Ve dikilmiş nöbetçiler.”
Hayır, uyumayın, dünya düzencileri durmadan çalışırken!
Güçlerinden kuşkulanın, ki biz sizin için edindik bu gücü, derler.
Bırakmayın, kalpleriniz boş olmasın, boşa çıksın hesapları!
Havacıva şeyler yapın, şarkılar söyleyin, sizlerden umulmayan şarkılar!
Dayatın, kum olun dünya dişlilerinde, yağ olmayın!
Günter Eich
Çeviri: Behçet Necatigil
12 Mart 2011 Cumartesi
Filozofun hediyesi
Mutsuz, güneşin doğmadığı bir günde
Uzak bir ülkenin ıssız bir kösesinde karşılaştım seninle
Tanımadığım ne kadar insan varsa hepsi sendin,
Uzak hayallerim ve uzak ihtimallerim hepsi sendin,
Sen bir yabancıydın,
Ve ben yabancı ile konuşmanın verdiği garip, huzursuz ve heyecanlı bir ruh haliyle,
Döktüm kendimi son dakikalarını yaşayan o masanın üstüne
Heyecanlarım beraberinde getirdi korkularımı
Her duygumla soyundum gittikçe
En son ruhumun en çıplak haliyle kaldım karşında
Küçücük bir çocuğun en masum haliyle…
Ardımdan sen geldin peşi sıra,
Hayatın gerçeklerin sıyrıldın bir anda,
Gerçek olmayan bir anda, var olmayan bir yerde
Ve en önemlisi gerçekte var olmayan biriyle, benleydin.
Orda seni yoran, sıkan, umutsuz, mutsuz, acımasız yapan hayata
Kısa bir mola verdin,
Kaçtın herkesten, ondan, onlardan ve kendinden.
Olabilecek en net şekilde anlattın her şeyi,
Tek bir kelime söylemeden…
Gözünü kapattığında bir suretim bile canlanmazken,
Anlattın sadelerce konuşmadan ve susmadan.
Dinledim…
Sadece dinlemedim…
Anlama çabasına girip seni anlatma derdine sokmadan
Amaçsızca dinledim seni
Her gün senleymişim gibi.
Ama her şey uzak eski bir anıydı sadece
Sadece yaşanan küçük bir an,
Uzun yollarımız üzerinde önemsiz bir durak,
Kuşkusuz her durak gibi bu durakta yeni bir sorgulamanın ilk adımıydı,
Düşünmenin, yeni bir hayalin,
Oysa bu durakta her durak gibiydi,
Durmanın tek sebebinin gitmek olduğu…
Ve sen gittin…
Kendi dünyanın bilinmezliğine gittin,
Ve her günümün bilinen sıradanlığına,
Bir türlü sonu gelmeyen aşklarıma,
Her zaman umursamazlığıma gizlenen o özlemlere geri döndüm,
Ve sen bilemezdin,
Çünkü sen bilemediğin dünyandın;
Senin dünyan kadar sen de bilinmezdin,
Kimdin neydin bilmiyorum,
Hatırlamıyorum cismini,
Canlanmıyor gözümde yüzün,
Sen hayatımın kargaşasının yarattığı karmaşada,
Tatlı, kısa bir molaydın,
Hem söylesene yabancı,
Sen de orada mıydın?
FİLOZOF
10 Mart 2011 Perşembe
İthaka (Konstantin Kavafis)
İthaka’ya doğru yelken açtığında,
dile ki uzun sürsün yolculuğun,
serüven dolu olsun, bilgelik dolu olsun.
Korkma Laistrygonlardan, Kikloplardan
ve hiddetli Poseidon’dan,
çünkü yüce tutarsan düşüncelerini,
soylu bir duygu kuşatırsa ruhunu ve bedenini
karşılaşmazsın onlarla asla.
Ruhunda barındırmazsan onları,
ruhun onları gözlerinin önüne dikmezse
rastlamazsın Laistrygonlara, Kikloplara
ve hiddetli Poseidon’a.
Dile ki uzasın yolun,
gani gani olsun yaz günleri
büyük bir neşeyle ve memnuniyetle
gir daha önce hiç görmediğin limanlara;
değerli eşyalar almak için
Finike pazarlarına git,
inciler ve mercanlar, kehribar ve abanoz,
türlü türlü kösnül koku da al,
alabileceğin kadar al ayartıcı kokulardan,
bir sürü Mısır kentine de uğra
öğrenmek ve tekrar öğrenmek için bilgelerden.
Gönlünden çıkmasın İthaka asla.
Belirlenmiş amacındır oraya ulaşman.
Gene de hızlandırma yolculuğunu.
Bırak sürsün uzun yıllar,yaşlandığında dön adana
yol boyunca edindiklerinle varsıllaşmış olarak.
İthaka’nın sana varsıllık vermesini ummadan asla.
İthaka sana bu güzel yolculuğu verdi.
İthaka olmasa yola hiç koyulmayacaktın.
Şimdi sana vereceği başkaca şeyi yok İthaka’nın.
İthaka’yı yoksul bulsan da, kandırıldığını hissetme.
Şimdi, öyle bilgeleştin ki, öyle deneyimlisin ki,
biliyorsun artık anlamını İthaka’ların.
(1911)
Konstantin Kavafis (1863-1933, Yunanistan)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy
tablo: john_william_waterhouse
6 Şubat 2011 Pazar
İbrani Üçlüsü
En güzeline Sulamlıların
kutsal Yahud korusunun çiçeği
kokundan yayılır ve yeniden doğar
tapınak, kaynak ve defne
ve senden bende uyanan
ritmin, dansın, şehvetin
çünkü dudağın yansıtmakta
kana bulanmış altın tepsisini Salome'nin
ARİF DİNO/Çok Yaşasın Ölüler
kutsal Yahud korusunun çiçeği
kokundan yayılır ve yeniden doğar
tapınak, kaynak ve defne
ve senden bende uyanan
ritmin, dansın, şehvetin
çünkü dudağın yansıtmakta
kana bulanmış altın tepsisini Salome'nin
ARİF DİNO/Çok Yaşasın Ölüler
21 Ocak 2011 Cuma
Gagavuzca bir şiir denk gelmişti bir zaman...
Böcek, böcek gel bana
Bir laf söyleycäm sana
Yapacam bän bir evcäz
Sän taşı bana kumcaz
Sän taşı bana sucaz
Sän taşı bana otçaz
Evcezi ben yapacam
Sän da orda yaşaycan
"Dionis Tanasoglu "
7 Aralık 2010 Salı
Ümit Yaşar'ın İspanyol Meyhanesi...
Kararmis tahta masamizda bir şişe şarap,
Gecelerden bir gece bezginiz.
Üstelik adamakıllı sarhoşuz.
Ellerin, ellerimde.
Ispanyol meyhanesinde bir kadin
Çiglik çigliga sarki söylüyor.
Belli yikilmis bir kadin.
Hayli çirkin, hayli geçkin, aglamakli.
Zayif, incecik elli, kalin dudakli.
Sesi bir tokat gibi patliyor kulaklarimizda;
Yüzümüz al al oluyor.
Içimiz hüzün dolu, kahir dolu,
Gözlerimiz kanli.
Ispanyol meyhanesinde bir gece
Seninle başbaşayiz
Üstelik sarhosuz adamakilli.
Daha içelim, daha içelim.
Başini dizlerime daya gözlerin kapali
Ağla biraz,
Bak ben de ağliyorum.
Ocakta odunlar sönüyor
Görüyor musun?
Çiğlik çığlıga bir kadın
Duyuyor musun?
Ah ölelim artik;
Bitsin bu delicesine koşu,
Ispanyol meyhanesi yerin dibine batsin.
Yeter! yeter!
Öleceksek ölelim.
Hadi vur kendini şaraba
Kedere ve aşka vur.
Daha içelim, daha içelim.
Alkol duvarını geçelim artık;
Damarlarımızdan ispirto akmalı.
Hey garson!
Sustur su çiglik sesli kadını.
Söyle masamıza gelsin, içelim.
Hey garson!
Bütün hesaplar benden bu gece sen de iç.
Kapat kapıları;
Yabancı gelmesin.
Ispanyol meyhanesinde öldügümüzü
Kimse bilmesin.
Daha içelim, daha içelim. Ümit Yasar Oguzcan
Gecelerden bir gece bezginiz.
Üstelik adamakıllı sarhoşuz.
Ellerin, ellerimde.
Ispanyol meyhanesinde bir kadin
Çiglik çigliga sarki söylüyor.
Belli yikilmis bir kadin.
Hayli çirkin, hayli geçkin, aglamakli.
Zayif, incecik elli, kalin dudakli.
Sesi bir tokat gibi patliyor kulaklarimizda;
Yüzümüz al al oluyor.
Içimiz hüzün dolu, kahir dolu,
Gözlerimiz kanli.
Ispanyol meyhanesinde bir gece
Seninle başbaşayiz
Üstelik sarhosuz adamakilli.
Daha içelim, daha içelim.
Başini dizlerime daya gözlerin kapali
Ağla biraz,
Bak ben de ağliyorum.
Ocakta odunlar sönüyor
Görüyor musun?
Çiğlik çığlıga bir kadın
Duyuyor musun?
Ah ölelim artik;
Bitsin bu delicesine koşu,
Ispanyol meyhanesi yerin dibine batsin.
Yeter! yeter!
Öleceksek ölelim.
Hadi vur kendini şaraba
Kedere ve aşka vur.
Daha içelim, daha içelim.
Alkol duvarını geçelim artık;
Damarlarımızdan ispirto akmalı.
Hey garson!
Sustur su çiglik sesli kadını.
Söyle masamıza gelsin, içelim.
Hey garson!
Bütün hesaplar benden bu gece sen de iç.
Kapat kapıları;
Yabancı gelmesin.
Ispanyol meyhanesinde öldügümüzü
Kimse bilmesin.
Daha içelim, daha içelim. Ümit Yasar Oguzcan
1 Kasım 2010 Pazartesi
Sana Bir Tanri Getirdim
Hani o iki kisilik dünyalar bizimdi
Hani sen iyiydin
Halden anlardin
Hani sen git demiyecektin bana
Ve ben herseye ragmen gelecektim
Içimde bir umut
Ellerimde olgun meyvalar
Dünya nimetleri
Gözlerimde yanip yanip sönen bir pirilti
Ama ne sen gel dedin
Ne de ben gelebildim herseye ragmen
Askimiz ayriliklarla basladi
Deli dolu akan nehirlerden tas tas sular içtik
Öyle ateslerle doluydu yüreklerimiz öyle tutkundu
Karli daglarin serinliginde uyurduk geceleri
Deniz fenerinin isiginda yikanirdik
Köpükten bir çalkantiydi içimizde zaman
Ne yana baksak denizdi maviydi isikti
Sonra bir çaresizlikti zifir
Akintiya kapilmis gemiler gibiydik
Bir org çalinir gibi yanibasimizda
Öyle kendinden geçmis öyle basibos
Öyle derin duygular içindeydik anlatilmaz
Sarhos rüzgarlara biraktik kendimizi
Aldigini geri vermez dalgalara
Görmedigimiz ülkeler gördük gün dogusunda
Tatmadigimiz yemislerden tattik günahkar olduk
Alevden bir tasta eridi günler
Bir cehennem atesiydi ask içimizde
Hiç sönmeyecekmis gibi yaniyorduk
Tutsakligimiz nasil basladi bilinmez
Pasli demir kapilar kapandi üstümüze
Tas duvarlarda kayboldu boguk seslerimiz
Çaresizligimizi bize aynalar söyledi inanmadik
Kusatildik ansizin kederle ayrilikla
Aman vermez karanliklar sardi dört yanimizi
Yalnizlik bir agri gibi çöktü basimiza
Uyuduk bir daha uyanamadik
Simdi bir kutup var sana çeker beni
Bir kutup var senden öteye
Ben onun için böyle ortaliklarda kaldim
Dag yollarinda caddelerde sokaklarda
Onun için bulup bulup yitirdim seni
Hangi kapiyi çaldiysam sen açtin bana
Hangi gözümü yumduysam seni gördüm
Zamandin zamandan öte bir seydin
Yillarca bir mesale gibi yandin uzaklarda
Bu manyetik alanda bogulmam senin yüzünden
Bu zincirleri sen vurdun ellerime
Sen getirdin bunca karanliklari
Al sunu mum yak
Korkuyorum
Bir tas aldim attim denize
Günahlarimdan kurtuldum
Alfabenin yirmisekizinci harfindeyim
Öteye gidemem
Itme beni
Benim de bir insan tarafim vardi
Bakma böyle kötü olduguma
Benim de dileklerim vardi
Benim de bir bekledigim vardi yasamaktan
Yeter artik vurma yüzüme çirkinligimi
Hergün bir kadin aglar benim yüzümde
Büyük dertler için benim ellerim
Anlamiyor musun
Sen sevildigin için güzelsin bu kadar
Ben sevilmedigimden böyle çirkinim
Bütün kötü yerlerde ben korkarim
Biliyorum
Bir hayvan lesiyim öleli kirk gün olmus
Fabrika bacalarinda bir kara dumanim
Zehirim akrep kuyruklarinda
Kötüyüm sevemedigin kadar
Öyle fenayim
Kapanmis biçak yaralarinda
Bu pis çöp tenekelerinde unut beni
Unut artik
Bayat bir ekmek gibi
Çürümüs bir elma gibi
Sari badanali evlerde kazanlar kaynar
Sari badanali evlerde günahlar islenir her gece
Sari badanali evlerde ölüler yikanir
Sari badanali evleri sev biraz
Bu evlerde zaman benim aksamlarimdir yitirilmis
Bu kazanlarda benim gözbebeklerimdir kaynayan
Bu sarilarda benim yüregim bir ölür bir dirilir
Anladim
Bu dünyada benden baska kimse yok beni anlayan
Tosca' dan bir arya hatirliyorum simdi
Sus biraz
Ensemde bir akrep yürüyor
Birak yürüsün
Sabaha asacaklar beni
Dokunma
Yedi canim vardi ikisi gitsin
Bunca ölümler az gelir bana
Kalbimi yardim
Bir damla kan akti
Kutuplara kar yagiyordu
Üsüdüm
Failatun vezniyle seni çagiriyorum
Bana imbiklenmis yesilligini getir
Dur gitme
Bes kurusum vardi kaybettim
Dur gitme
Isirgan otlarindan kurtar beni
Deniz analarinin gözlerini çaldim
Sana bakmak için
Günesi üçe böldüm
Al biri senin olsun
Yüzümde bes biçak yarasi var
Bir de sen vur
Barut kokusunu severim
Bir portakali dilim dilim soy
Aciktim
Tut ki ben yogum artik yeryüzünde
Tut ki bir marul yapragiydim
Öldüm
Al su serçe parmagim sende kalsin.
Ben kötüyüm
Allahsizim
Korkunç çirkinim
Ben seksensekizinci tul dairesiyim
Sag gözümün üç kirpigini kestim
Al
Ben lanetlendim
Chopin' in cenaze marsi çaliniyor
Ölüler ayaga kalkti
Görüyor musun
Su soldan ikinci benim
Senin yüzünden öldüm
Simdi seni getiriyorlar karanligima
Agliyorum
Biraz sev beni
Gül biraz
Yaklas biraz
Seni affediyorum
Kuskonmaz dallarina astim kendimi
Sedir agaçlarina gül yapraklarina
Basimi taslara vurdum
Gözbebeklerimde büyük camlar parçalandi
Tanrisal duygular içindeydim
Bütün tanrisizligimdan uzakta
Bir kemiklerinin sertligini aldim
Bir teninin akligini
Sonra sicakligini dudaklarinin
Gel bak
sana bir tanri getirdim
Gel bak
bir tanri yarattim senden
(Ankara, 1957)
Ümit Yasar Oguzcan
9 Ekim 2010 Cumartesi
dargınlar masası
Deniz kenarında bir masa
Bir gökyüzü hatırlıyorum
Bir omzundan bir omzuna,
O kadar yakındın bana…
Gemilerin sularda batan ışıkları,
deniz anaları, yosunlar kımıldar alacakaranlık bakışlarında,
Bakışlarında bütün yıldızlarıyla bir yaz akşamı…
Şimdi bunca yıl sonra ellerini hatırlıyorum ellerimin yanında
Gözlerini yeni görüyorum daha
Gözlerin sevdalı, aşık…
Konuş ne olursun bu sağır sessizliği yık
Yalan de, değil de, unut de bana
Konuş hatırlama artık
Bilirim ne yaptım ne dedimse hata
:) Bu işe çocuklar gibi başladık
Çocuklar gibi
İyi ki geldi aklıma
Sevmek isterken her defasında
Elimize ne geçerse kıra kıra…
Dedim ya, hatırlama artık
Şarkıyı dinle pick-up’da
Şarkı Rumca “Neden ayrılalım?” diyor
Neden ayrılalım?
Düşün bir daha.
İçtiğim su, yediğim ekmek, adım gibi biliyorum
Yasemin kokuları gibi Göztepe’nin
Urla’nın deniz kıyıları gibi
Öyle görür gibi, koklar gibi, elle tutar gibi biliyorum
Seni seviyordum!
Sana şiirler söylemek, yalvarmak istiyordum, yana yakıla
Yüzünün göklerinde siyah bulutlar,
Yağmurlar vardı saçlarının ormanlarında
Akşam inen sokaklara bakan camları bekar odalarının Ankara’da
Yalnızlıklarım geliyordu aklıma
Ağlamak istiyordum.
Hiçbirini yapmadım ama
Aşkımız boyunca sana söylediklerim
Söylemek istediklerimden ne kadar başka
Anlaşılır şey değil böyle
Geleceği düşüne düşüne geçmişten laf etmek
Bi ara
Sana baktım da
Bizi koyup giden zamanı gördüm
Yalnızlığı gördüm, mahsunluğu gördüm
Sonra unuttum laf arasında
Şimdi söyleyebilirdin diyeceksin; yan yanaydık
Gördüm, ellerin, dudakların
En az Şili kadar, Çin kadar uzaktı bana
Kıtalar, yıldızlar kadar uzaktı
Bastığımız topraklar ayaklarımızın altında.
Senden mutluluklar eserdi geçmiş gelecek bütün yaşantıma
Güneşler doğar doğmaz, ışıklar yanar yanmaz
Senin dünyaların ışırdı dört yanıma
Bitkilerin, faytonların, yastıkların vardı senin
Yüzümü güldüren göklerin, serin serin denizlerin
Besbelli,
Yollarım seninle bulup da yitirdiğim bir cennete uğradı.
Necati Cumalı DARGINLAR MASASI/ 14.05.2002/ 16:31
Kütüphane
8 Ekim 2010 Cuma
sen ve ben
Birgün karşılaşırsak
Sen ve ben
Eskileri anarak
Kucaklaşır mıyız acep?
Sen ve ben
Bir ağaç altında
Havanın serinliğinde
Vücutların sıcaklığında
Yaşamın mutluluğunda
Sen ve ben
Bülend EVLİVA/Bülend'ce Dizeler
Kaktüs
Bir tarafta sümbül
Bir tarafta gül
Ortada bir konca gül
Sen kendini ne sanıyorsun
KAKTÜS
şiir, Bülend EVLİVA/Bülend'ce Dizeler
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bu Blogda Ara da Bul :)
Her hakkı saklıdır!!!
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği bu blogdaki eserlerin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın blogundan link vermeden kullanmak suçtur.









