26 Ağustos 2010 Perşembe
Yıldızlarla dolu bir gece vardı
Yıldızlara baktım bu gece
ama öyle siliklerdi ki
Ne kıpırtılarını gördüm, ne de bir heyecan duydum
Oysa öyle bir gece yaşamıştım ki yeryüzünde cennetin vücut bulduğu
O kadar yakındım ki o yıldızlara
Uzattım ellerimi dokunucakmış gibiydim
Ne kadar geride kalsa da herşey
Uzak hatıralara dönüşse de
Bir an hatırlıyorum, kalbimin patlayacakmış gibi çarptığı
Yıldızların içime işlediği bir gece
Aynı göğün altında uyuduğumuz
Çocuklar gibi şen, dalga seslerini dinleyerek iç çektiğimiz bir gece
Çok oluyorum biliyorum ama
Yine kalbimin attığını hissetmek istiyorum, aynı olmasa bile yakınından geçen.
17 Ağustos 2010 Salı
özledim
Küçük bir kızken çamurla oynardım bahçede
Toprağı yoğurup ona şekil verirdim
Sonra ellerime bakardım uzun uzun kıpırdamadan
Adana’nın sıcak yazında çamur elimde kururdu
Tenimi gerişini hissederdim
İşte tam da o hissi özledim
Mısır saçaklarından saç yapardık el yapımı bebeklerimize
Buram buram kokardı
Pırıl pırıl parlardı hem de
O zaman farketmezdim ama severmişim o kokuyu
İşte tam da o kokuyu özledim
Kartonları kesip binalar yapardık
Boyardık onları
Kaleler, kuleler, saraylar
Gerçekten o saraylarda yaşadığımı hayal ederdim
Gerçek bir prensesmişim gibi hissederek
Tekrar bir prenses gibi hissetmeyi özledim.
9 Ağustos 2010 Pazartesi
Dünya Tarihi içinde...

Abdülzeyyat rüyasında kendisini tıpkı o hayalet gibi "Dünya Tarihi" içinde, ama aç bir kitap kurdu olarak gördü. Daha ilk sayfanın üzerinde, iri puntolu, "yasak meyva" kelimesini ısırarak yemeye başladı. İkinci sayfada, "düşüşün azabı"nı tattı. "Mesih'in eti"ni yedi, "O'nun kanı"nın lezzetine vardı. "Veba"yı, "Savaşlar"ı, "Felaketler"i ve daha bir nicesini geçtikten sonra son sayfaya geldi. Bir sapiens olarak artık kozasını örebilirdi. Kozanın içindeki Minerva'nın karanlığında kurtuluşunu bekledi. Zaman geldiğinde, tattığı her güzellikle kanatları süslü bir kelebek olarak karanlıktan ışığa çıktı; artık cennete uçabilirdi.
İhsan Oktay Anar-Efrasiyab'ın Hikayeleri
6 Ağustos 2010 Cuma
21 Temmuz 2010 Çarşamba
Kirlendik gitti
Ben çocukken sahilde deniz kabukları olurdu boy boy, şekil şekil…
Döne döne gülerek toplardık en değişik olanlarını babamla
Artık hiç görmüyorum Mersin’de
Kuruttuk galiba denizleri
Kumsalda artık çekirdek kabukları, plastik köpükler, naylon poşetler var
Sularda gemi atıkları
Ruhumuz gibi kirli deniz burada
21 Haziran 2010 Pazartesi
ve küçük kız geldiği gibi gitti
Bir rüzgâr vurdu sahile eflatun çiçekli bahçelerden,
Saçları uçuştu yanaklarına
Sarı saçlı kız sustu,
Kokladı yaz bahçelerinin kokularını
-Huzur dolu sahildeki köpüklerle kalbimiz, dedi
-Burada kalalım mı küçük kız?
Seninle rüzgâr yakalayalım avuçlarımızla
Gülelim hep, çay içelim sahilde
Kat kat etekler üzerimizde olsun
İlişkilerden bahsedelim, insanlardan,
Senin derslerinden, benim iş-güç ten bahsedelim…
Çok şey istiyorum biliyorum ama… n’olur…
Bici bici yemek istiyorum aç karnına beraber,
Portakallı gazoz içmek istiyorum tuzdan cildim yanarken…
Hep birlikte olmak istiyorum işte…
Anlasana beni
Özlüyorum seni.
22 Mayıs 2010 Cumartesi
Benim güzel oyuncak şehrim
Bir sürü oyuncaklarım var benim. Hep çoktular. Ben çok geç bıraktım oynamayı, herkes oyun oynamanın utanılacak bir şey olduğunu düşünüyordu belli yaştan sonra
Ve böylece onlardan ayrılmak zorunda kaldım.
Benim bir oyuncak şehrim vardı, her bir sakinin karakteri farklı idi.
Birisi çok güzeldi, “she-ra”… Onun gibi görünmek isterdim. Sarı simli saçları vardı pırıl pırıl parlayan. Hep güzeldi, hep iyiydi, hep başarılı…
Birileri çok çocuktu hep gülerdi,
Raket, Çikolata Rengi, Bebişko, Mustafa mıstık, Bebiş (Bay Başkan), Ayı Mosu
Birisi eskiydi, yıpranmıştı ama hayatta her şeyi denemişti, kötüydü
Biri anneydi, biri masumdu, biri katil
Kimi zenci, kimi esmer, kimi kumral ama çoğu sarışındı.
Kimi erkek, kimi kadın, kimi çocuktu.
Aşk vardı oyunlarımda, hayaller, iş hayatı, eğlence, moda, tasarım…
Gerçek hayatın suretleriydi onlar
Her biri bendim sanki.
Şimdi o zamanlardan sağ kalan bazıları,
Eskimiş, kolları tükenmezli, saçları soluk-yer yer dökük,
Poşetler içinde öylece bekliyorlar.
Hayallerimin çoğu gibi poşetler içinde.
Atamıyorum ki, elim varmıyor.
Ayı Mosu özledim seni sanki


second pic by Florin Demian
Ve böylece onlardan ayrılmak zorunda kaldım.
Benim bir oyuncak şehrim vardı, her bir sakinin karakteri farklı idi.
Birisi çok güzeldi, “she-ra”… Onun gibi görünmek isterdim. Sarı simli saçları vardı pırıl pırıl parlayan. Hep güzeldi, hep iyiydi, hep başarılı…
Birileri çok çocuktu hep gülerdi,
Raket, Çikolata Rengi, Bebişko, Mustafa mıstık, Bebiş (Bay Başkan), Ayı Mosu
Birisi eskiydi, yıpranmıştı ama hayatta her şeyi denemişti, kötüydü
Biri anneydi, biri masumdu, biri katil
Kimi zenci, kimi esmer, kimi kumral ama çoğu sarışındı.
Kimi erkek, kimi kadın, kimi çocuktu.
Aşk vardı oyunlarımda, hayaller, iş hayatı, eğlence, moda, tasarım…
Gerçek hayatın suretleriydi onlar
Her biri bendim sanki.
Şimdi o zamanlardan sağ kalan bazıları,
Eskimiş, kolları tükenmezli, saçları soluk-yer yer dökük,
Poşetler içinde öylece bekliyorlar.
Hayallerimin çoğu gibi poşetler içinde.
Atamıyorum ki, elim varmıyor.
Ayı Mosu özledim seni sanki


second pic by Florin Demian
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bu Blogda Ara da Bul :)
Her hakkı saklıdır!!!
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği bu blogdaki eserlerin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın blogundan link vermeden kullanmak suçtur.


