21 Temmuz 2010 Çarşamba
Kirlendik gitti
Ben çocukken sahilde deniz kabukları olurdu boy boy, şekil şekil…
Döne döne gülerek toplardık en değişik olanlarını babamla
Artık hiç görmüyorum Mersin’de
Kuruttuk galiba denizleri
Kumsalda artık çekirdek kabukları, plastik köpükler, naylon poşetler var
Sularda gemi atıkları
Ruhumuz gibi kirli deniz burada
21 Haziran 2010 Pazartesi
ve küçük kız geldiği gibi gitti
Bir rüzgâr vurdu sahile eflatun çiçekli bahçelerden,
Saçları uçuştu yanaklarına
Sarı saçlı kız sustu,
Kokladı yaz bahçelerinin kokularını
-Huzur dolu sahildeki köpüklerle kalbimiz, dedi
-Burada kalalım mı küçük kız?
Seninle rüzgâr yakalayalım avuçlarımızla
Gülelim hep, çay içelim sahilde
Kat kat etekler üzerimizde olsun
İlişkilerden bahsedelim, insanlardan,
Senin derslerinden, benim iş-güç ten bahsedelim…
Çok şey istiyorum biliyorum ama… n’olur…
Bici bici yemek istiyorum aç karnına beraber,
Portakallı gazoz içmek istiyorum tuzdan cildim yanarken…
Hep birlikte olmak istiyorum işte…
Anlasana beni
Özlüyorum seni.
22 Mayıs 2010 Cumartesi
Benim güzel oyuncak şehrim
Bir sürü oyuncaklarım var benim. Hep çoktular. Ben çok geç bıraktım oynamayı, herkes oyun oynamanın utanılacak bir şey olduğunu düşünüyordu belli yaştan sonra
Ve böylece onlardan ayrılmak zorunda kaldım.
Benim bir oyuncak şehrim vardı, her bir sakinin karakteri farklı idi.
Birisi çok güzeldi, “she-ra”… Onun gibi görünmek isterdim. Sarı simli saçları vardı pırıl pırıl parlayan. Hep güzeldi, hep iyiydi, hep başarılı…
Birileri çok çocuktu hep gülerdi,
Raket, Çikolata Rengi, Bebişko, Mustafa mıstık, Bebiş (Bay Başkan), Ayı Mosu
Birisi eskiydi, yıpranmıştı ama hayatta her şeyi denemişti, kötüydü
Biri anneydi, biri masumdu, biri katil
Kimi zenci, kimi esmer, kimi kumral ama çoğu sarışındı.
Kimi erkek, kimi kadın, kimi çocuktu.
Aşk vardı oyunlarımda, hayaller, iş hayatı, eğlence, moda, tasarım…
Gerçek hayatın suretleriydi onlar
Her biri bendim sanki.
Şimdi o zamanlardan sağ kalan bazıları,
Eskimiş, kolları tükenmezli, saçları soluk-yer yer dökük,
Poşetler içinde öylece bekliyorlar.
Hayallerimin çoğu gibi poşetler içinde.
Atamıyorum ki, elim varmıyor.
Ayı Mosu özledim seni sanki


second pic by Florin Demian
Ve böylece onlardan ayrılmak zorunda kaldım.
Benim bir oyuncak şehrim vardı, her bir sakinin karakteri farklı idi.
Birisi çok güzeldi, “she-ra”… Onun gibi görünmek isterdim. Sarı simli saçları vardı pırıl pırıl parlayan. Hep güzeldi, hep iyiydi, hep başarılı…
Birileri çok çocuktu hep gülerdi,
Raket, Çikolata Rengi, Bebişko, Mustafa mıstık, Bebiş (Bay Başkan), Ayı Mosu
Birisi eskiydi, yıpranmıştı ama hayatta her şeyi denemişti, kötüydü
Biri anneydi, biri masumdu, biri katil
Kimi zenci, kimi esmer, kimi kumral ama çoğu sarışındı.
Kimi erkek, kimi kadın, kimi çocuktu.
Aşk vardı oyunlarımda, hayaller, iş hayatı, eğlence, moda, tasarım…
Gerçek hayatın suretleriydi onlar
Her biri bendim sanki.
Şimdi o zamanlardan sağ kalan bazıları,
Eskimiş, kolları tükenmezli, saçları soluk-yer yer dökük,
Poşetler içinde öylece bekliyorlar.
Hayallerimin çoğu gibi poşetler içinde.
Atamıyorum ki, elim varmıyor.
Ayı Mosu özledim seni sanki


second pic by Florin Demian
9 Mayıs 2010 Pazar
Meğersem...
Meğersem hayat pek bi zormuş
“Ve sonsuza kadar mutlu yaşamışlar…” gibi bir durum yokmuş
Üniversite çabucak biten bir rüyaymış, hayatın azgın dalgalarına güvenli bir limanmış.
Meğersem kimse masum değilmiş
Herkesin içinde biraz da olsa kirli kırıntılar serpiştirilmişmiş
Gözlerini kapatmak, bakmamak, görmemek her zaman mümkün değilmiş
Meğersem insanoğlu bencilmiş, hizmet ettirmeyi, üstün olmayı, kullanmayı severmiş
Meğersem bir kölenin özgür olunca ilk yaptığı şey kendi kölesini almakmış
Meğersem bazıları şanslı doğarmış
Çoğu sarışın severmiş
Meğersem çarpık bacaklı olmak, koca ayaklı olmak hayatın sonu değilmiş
Bitli baklanın kör alıcısı olurmuş
Gönülmüş, herhangi bir yere konabilirmiş
Meğersem bazıları ne yaparsa yapsın yeterli olmazmış
Olduğun kişiyi kabullenmek gerekirmiş
Meğersem aile her şeymiş, kardeş etinin yarısı
Gerisi teferruatmış…
Meğersem hala mağara adamı güdülerimiz varmış temelde, yırtıcı…
Çıkar çatışmasından kaçınmak gerekirmiş
Haklı olmak değil haklı kalabilmek önemliymiş
Meğersem güzel olan doğal olanmış
Makyajlar ardına saklanarak yaşamışız yıllarca
Meğersem sevişmek ayıp değilmiş
Şansın varken sevmek gerekirmiş
Meğersem insan hep daha çok istermiş
Meğersem herkes haklıymış
Meğersem her şey insan içinmiş
Asla “asla” dememeliymiş…
fotoğraf; David Hamilton.
28 Nisan 2010 Çarşamba
gördüm, sevdim, yazdım, dinledim...
Bugün yağmur bir kadın saçıdır yeryüzüne dökülen.
Upuzun, ince ince, karanlık, kokulu.
Sen ki aşkta aldatıldın, yüreğin taş parçası.
Dinle, yağmuru dinle, teselli bul türküsünden.
Her şey olur, her şey büyür, her şey geçer, hayat kalır.
(Artur Lundkvist)
20 Nisan 2010 Salı
Altan’ın kristal denizaltısı’nın düşündürdükleri
“Bir zaman sonra tümüyle kurtulur ve özgürleşirsin.
Ama bir vakitler köle olduğunu gösteren o damga vurulmuştur ruhuna.
Sapı kırık bir bıçak, ölü bir kuş iskeleti kalır içinde.
Bıçağı saplayan çıkarır çünkü;
o çıkarmadıkça, keskinliğini kaybetmiş olsa da o bıçak orada durur”
Evet orada duruyor ama artık acı vermiyor.
Sadece ufak bir tebessüm kalıyor onca şeyden geriye.
Şimdi yine mutluyum.
Hatta belki de onsuz daha mutluyum.
Sadece;
“bugün girdiğiniz bahçenin kapısına onun bahçesinden geçerek geldiğinizi bilmenin huzursuz borçluluğu”...
İyi akşamlar arkadaşım
Teşekkürler herşey için...
birbirinin hiçbir şeyi olmayacakken herşeyi olmak...
Eylül 1976
FRAU VON STEIN'a
"Neden sana acı çektiriyorum, sevgilim?
- Neden hep, ya sana acı çektirmek, yada kendi kendimi aldatmakla geçiyor günler. Biz birbirimizin hiçbir şeyi olmayacaktık; ama herşey olduk. Seni artık görmeyeceğim. Yıldızları nasıl seyrediyorsam bundan böyle sana da öyle bakacağım demek!"
Wolfgang von Goethe
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bu Blogda Ara da Bul :)
Her hakkı saklıdır!!!
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği bu blogdaki eserlerin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın blogundan link vermeden kullanmak suçtur.




